Roma’da, biraz tenha ve hatta hafif ürkütücü sayılabilecek bir parkın köşesinde, demir parmaklıkların ardında gizemli bir kapı var. Latince ve İbranice yazıtlar taşıyan, yoğun sembolizm yüklü bir kapı… Üzerinde yazılar var, ama açıklama yok. Semboller var, ancak yönlendirme sunulmuyor. Bir kapı var, geçilecek bir yer yok. Ne bir anıt, ne de bir tapınak; önünde durunca ne yapılması gerektiği belirsiz. Sanki bilerek yönlendirme işlevinden vazgeçilmiş gibi…

Bu kapı, 17. yüzyılda Roma’da yaşamış bir simya meraklısı olan Marquis Massimiliano Palombara’nın villasında yer alıyordu. Bugün geriye yalnızca bu tek kapı kalmış. Palombara, dönemin hem siyasi hem ezoterik çevrelerinde bilinen bir figürdü. Porta Magica (diğer adıyla Porta Alchemica) onun kişisel arayışının mimari bir izdüşümü sayılabilir. Ama hikâye yalnızca onun hikâyesi değil. Kapının çevresinde dönemin başka güçlü figürleri de var. Bunlardan biri, tahtını bırakıp Roma’ya yerleşen İsveç Kraliçesi Christina. Sadece simyaya ilgi duymamış, bu ilginin peşine gerçek anlamda düşmüş biri… El yazmaları toplamış, simyacılarla birlikte çalışmış, laboratuvar kurmuş. Simya fikrini sadece maddi değil, varoluşsal bir dönüşüm olarak kavramış. Palombara’nın simyasal şiirleri Christina’nın koleksiyonuna girmiş. Aynı dönemde Roma’da simya dili, şiirle, mitolojiyle, sembollerle bütünleşmişti.
Porta Magica’nın üzerindeki gezegen metallerinden geometrik motiflere, Latince ifadelerden haç ve yıldız sembollerine kadar her unsur, o ortak dilin bir mimariye aktarılmış hali gibi. Bu yüzden kapı sadece kişisel bir arayışın izi değil, birbirini tanıyan, aynı metinleri okuyan ve simyayı yalnızca kurşunu altına dönüştürmek olarak değil, bilinçle tarih arasında kurulan bir köprü olarak gören bir çevrenin izi. Çünkü hermetik düşüncede “kapı”, bir yerden bir yere geçmekten çok, zihinsel bir dönüşümün simgesidir. Metinlerde sıkça kapılardan söz edilir, ama bu kapıların ardında somut bir mekân bulunmaz. Aslında geçilen şey, mekân değil; anlamdır.
Simyada anlatılan dönüşüm çoğu zaman maddenin değişimi gibi sunulur. Kurşunun altına dönüşmesi, sürecin sadece görünen yüzüdür. Asıl mesele, bunu anlayabilecek bir bilinç geliştirmektir. Bu yüzden Porta Magica’ya bir yapıdan çok bir eşik gibi bakmak gerekir. Eğer kapı bir yere değil, bir hâle açılıyorsa; tek olması da çok olması da mimari açıdan anlamını yitirir. Asıl soru artık şudur: Ne anlatıyor bu kapı, ve neden hâlâ burada?

Kapının yüzeyine dikkatle bakınca ilk göze çarpan şey sembollerin karmaşıklığı değil; birbirini tamamlamıyor oluşudur. Üst kısımda, dairenin içine yerleştirilmiş altı köşeli bir yıldız ve onu kesen bir haç yer alır. Yanında Latince yazılmış bir ifade: Centrum in trigono centri “Merkezin üçgen içindeki merkezi” gibi çevriliyor ama sabit bir anlamı yok. Altında İbranice Ruach Elohim ifadesi okunabilir. “Tanrı’nın ruhu” ya da daha çağrışımlı bir yorumla “ruhun esintisi”. Açıkça bir yön gösteriyor mu emin değilim.
Latince cümlelerde sembolik sahneler anlatılır. Kara kuzgunların beyaz güvercinlere dönüşmesi, suyun yanması, ateşin arındırması, ölünün geri dönüşü… Ama bunların hiçbiri adım adım izlenecek bir yol tarif etmez. Sadece imge verir, yöntem vermez.
Kapının yanlarında yedi gezegen metali sıralanmış. Simya sürecinin evrelerini simgeliyor olabilirler ama başlama noktası ya da bitiş çizgisi yok. Bu da başlı başına bir ima olabilir. Süreç doğrusal değil.
Tam eşikte bir cümle var, iki yönlü okunabiliyor:
SI SEDES NON IS
“Oturursan gidemezsin.”
“Gitmezsen oturamazsın.”
Durağanlıkla hareket birbirine düğümlenmiş. Bir çağrı gibi, ama aynı anda bir uyarı. Ne yaparsan yap, yanlış yerden başlayacakmışsın gibi.

Bazı kaynaklara göre Porta Magica, Palombara’nın villasındaki tek kapı değildi. Kimileri aynı arazide sekiz kapı daha olduğundan söz eder. Eğer gerçekten dokuz kapı vardıysa, bugün yalnızca birinin ayakta kalması tesadüf olmayabilir. Çünkü simya geleneğinde dokuz, tamamlanmayı değil; tamamlanmanın eşiğini simgeler. Belki de ayakta kalan bu kapı, son değil; ilk kapıdır. Ya da daha rahatsız edici bir ihtimalle: Geçilemeyen tek kapı olduğu için hâlâ ayaktadır. Diğerleri işlevini tamamlamış olabilir. Bu kapı ise hâlâ açıktır. Eğer simyasal sürecin tamamlanmış hâlini temsil etseydi, yalnızca tarihsel bir kalıntı olarak okunurdu. Anlamı sabitlenmiş, işlevi tükenmiş olurdu.
Kapının üzerindeki bir başka yazıda şöyle yazar:
“Hesperius ejderhası sihirli bahçenin girişini korur ve Herakles olmasaydı Iason, Kolhis’in lezzetlerini tadamazdı.”
İlk okunduğunda, Antik Yunan mitolojisinden alınmış süslü bir gönderme gibi gelebilir. Bu ifade kapının tüm sembolizminde benim için en etkileyici anlatılardan biri oldu. Burada anlatılan mit, Iason’un Altın Post yolculuğudur. Altın Post, sihirli bir koç postudur. Ona ulaşmak haliyle kral olmak, dönüşmek ve eski hâline dönememek anlamına gelir. Iason bu yolculuğa kendi isteğiyle çıkar. Gemiyi kurar, Argonautlar’ı toplar. Yolun başında yanında Herakles vardır. Ama Herakles bu yolculukta liderlik etmez. Plan kurmaz, yön çizmez. Sadece yükü taşır. Yalnız olmadığını hissettirir. Sonra bir noktada gemiden ayrılır. Iason Kolhis’e giderken yalnızdır. Oraya vardığında engeller başlar. Ejderha, büyülü görevler, aşılmaz görünen sınavlar… Iason’un tek başına aşamayacağı şeyler bunlar. O anda Medea devreye girer. Kolhis kralının büyücü kızı. Tanrıça Hekate’nin soyundan. Medea, Iason’un yerine geçmez, onun adına bedel ödemez. Sadece akıl verir, büyü verir, kapıyı gösterir. Altın Post’a ulaşmak, bireysel bir zafer değildir. Herkes bir noktaya kadar eşlik eder. Her destek kendi sınırında durur. Başlangıçta güçlü bir itki gerekir, süreçte yalnızlık, sonunda bilinç. Hiçbiri tek başına yeterli değildir. Kapıdan geçmek için hepsi gereklidir ama son adımı sen atarsın.
Herakles’i bu döngüde sadece bir destek figürü olarak okumak hata olur. O, huzurlu bir karakter değildi. Mitolojide öfkeyle, pişmanlıkla, bedelle ilerler. Yük taşır çünkü başka yolu yoktur. Onun temsil ettiği şey, koruyucu değil, harekete zorlayıcı bir güçtür. Bazen bir insan olur, bazen bir durum, bazen açıkça bir acı.

Porta Magica, tüm sembolleri, imgeleri ve üzerindeki metniyle hâlâ anlamlanmayı bekleyen bir yapı. Açıkça söylemek istemediklerine saygı duyup, çağrışımlarımı burada noktalıyorum. Umarım içinizde biraz merak, belki birkaç yeni soru kalır. Neticede cevap ve yöntem, imgeyi görmeye niyetli ve onunla çalışan zihnindir.
Kaynaklar:
https://www.alchemywebsite.com/queen_christina.html
https://d-infinity.net/article/investigating-mysteries-alchemical-gate
https://www.atlasobscura.com/places/porta-magica
https://www.casachiesi.com/project/the-magical-roman-door-an-alchemist-gateway
https://en.wikipedia.org/wiki/Porta_Alchemica
Apollonios Rhodios. (2021). Argonautika: Altın Postun alınış destanı (S. Sandalcı, Çev.; Cilt 1–2). Kapra Yayıncılık.

Yorum bırakın