Peçeli Kadın

Sabah perdeleri araladı. Hava grinin sessiz bir tonu gibiydi. Sessiz ama sanki biraz ağır. Camı açtı, sokaktan geçen arabaların sesi, uzaktan bir çocuğun bağırtısı, bir yerlerden yankılanan inşaat gürültüsü… Hepsi bir anda üzerine doluştu.

Kapatmadı camı. Ama geri çekildi. Nefesini verirken kendini de koltuğun ucuna bıraktı. Anlatmak istiyor gibiydi, ama kelimeler cılızdı. Son zamanlarda her şey fazlaydı. Gürültü fazlaydı. İnsanlar fazlaydı. İçindeki kalabalık, sesler, renkler hepsi sınırını aşıyordu. İşittiklerini sadece duymuyor aynı zamanda tenine temaslarını da hissediyordu.  

“Alıcı gibiyim,” dedi içinden. “Titreşimler var… Her şeyin. İnsanların varlığı, konuşmaları, yüz ifadeleri, mekânın enerjisi. Sanki hepsine birden açık bir alanım. Ve bu alan beni yoruyor.”

Kafasını pencereye çevirdi. İçinden bir ses sordu:

— Kendi alanını koruyamıyor musun? Yoksa bu, artık senin doğan mı oldu? Süptilleşmek… belki de ‘ben’den uzaklaşmak değil de, ‘ben’i genişletmektir.

Sessizleşti. Soru da cevap da kesildi. Ama bir hayal geçti gözünün önünden. Kalabalık bir odadaydı. Herkes konuşuyor, kahkahalar yükseliyor, birileri dokunuyor, birileri soruyor. O oradaydı, ama varlığı buhar gibiydi. Görünmezlik değil bu. Dağılmış olmak. İşte o an hatırladı o hissi. O korunma ihtiyacını. İçine bir şeyin çekildiği, kabuğa döndüğü, derin bir yerin susmayı seçtiği zamanları. 

Aklında bütün bunların tortusuyla geçirdiği bir günün ardından uzun süredir hissettiği aynı duygularla o gece bir rüya gördü: Bir kadın. Başında peçe. Yüzü görünmüyor, dizlerinin üzerine oturmuş, bekliyor. Orada bir geçit var gibi. Kadın ne tam içeride, ne tam dışarıda. 


Bir şeyi örttüğümüzde, onun etkisi azalmaz. Aksine, derinleşir.
Hamurun üstüne bir örtü kapatılır mayalanması, içten içe kabarması, zamanını bulması için.

Ruh da bazen böyle örtülmek ister.
Daha derin, daha içte bir yere yaklaşırken içte görünmeyen bir mayalanma başlar.
Bazen buna hazırlık deriz, bazen sessizlik, ama aslında o örtünün altında bir şey güçlenir. Peçenin ardında olmak, kişinin görme biçimini de değiştirir.Her şey sanki sisin içinden görünür. İnsanlar daha yumuşak, olaylar daha sembolik, dünya bir düş gibi olur.
Buğunun ardından baktığında, sadece dışı değil, içte olanı da daha derinden duymaya başlarsın.

Peçe, görünmemek için değil; içeriye dönmek içindir. Peçeyi takan kişi, dünyadan gizlenmek için değil, içinde olanı duyabilmek için kapanır. Ruh, bazen dışarının sesiyle karışamayacak kadar hassaslaştığında, peçe kapanır. Bu, korunaklılığın, içten içe yoğrulmanın zamanıdır.

“Eski tanrıça kültleri geleneğine uygun olarak, kızı peçelerle örterlerdi. Peçe, bir tanrıçanın kutsal bir hac yolculuğunda, tanınmamak ya da niyetinden caydırılmamak istediğinde giydiği başlıca giysiydi. Yunanistan’daki sayısız heykel ve kabartma, Eleusis Gizemleri sırasında erginlenen kişinin peçeler giydirilerek, inisiyasyonun bir sonraki adımını beklediğini göstermektedir.”

(Clarissa Pinkola Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar)

O yüzden kendimize şunu sormalıyız:

“Peçe beni saklıyor mu, yoksa taşıdığım şeyi olgunlaştırıyor mu?”

Peçeyi kaldırmak için acele etmeyeceğim. Ama çok da alışmayacağım ona…

Belki de bir gün, yine kalabalığın ortasında ama bu kez dağılmadan, kendi alanıyla duracaktı. O zaman, ne geri çekilecek, ne de tamamen açılacak. Sadece, kendi ritminde akacaktı.

Işıkla…

S.

Dipnot:

  • Erginlenme (inisiyasyon): Bireyin sembolik olarak eski hâlinden geçip yeni bir bilinç hâline doğduğu içsel geçiş sürecidir.
  • Eleusis Gizemleri: Antik Yunan’da özellikle kadınların katıldığı, doğa, ölüm ve yeniden doğum temalı, gizli ritüel ve inisiyasyon törenleridir.

Yorum bırakın

Merhaba,

Bu alan, psikolojiye, dönüşüme ve bireyleşme sürecine ilgi duyanlar için Psikolojik Danışman Seda Bilgin tarafından oluşturuldu. Yazılar; gölgeyle temas, kendilik arayışı, bedensel farkındalık, sezgi ve içgörü temelli bakışlar içerir.

İletişim