
Bir çiftçiyi düşün. Sabah erkenden kalkıp tarlasına gidiyor. Güneşin altında, rüzgârda, kimi zaman çamurun içinde, bazen de buz gibi havada çalışıyor. Günün sonunda yorgun ama içi rahat. Çünkü ne ekip biçtiyse, hepsi kendi ambarına gidiyor. Eğer toprağa zamanında bakmadıysa, tohumu doğru seçmediyse ya da ilgisini eksik bıraktıysa, karşısına ne çıkarsa çıksın, kime ne diyebilir? Sonuç onun. Eken de o, biçen de. Karma dediğimiz şey, biraz böyle bir şey.
Annie Besant’ın anlattığı haliyle karma, ne ceza ne ödül. Daha çok bir karşılık. Yaptığın şeyin sana dönme şekli. Bazen hemen olur bu, bazen yıllar sonra. Hatta bazen başka bir yaşamda bile olabilir. Ama bir noktada, yaptıkların — ya da yapmadıkların — sana döner. Fakat bu, “hak ettin” gibi sert bir şey değil. Daha çok “bu konuyla hâlâ bir işin var” gibi. Ve bu yüzden karma, aslında bir sorumluluk meselesi. Bir şeyi neden yaşadığını sorgulamak, onunla ne yapacağına karar vermek, başkasını suçlamayı bırakmak ve kendi payını dürüstçe görmek. Karma dediğimiz şey, sadece yaşadıklarımızla değil, onlara nasıl yanıt verdiğimizle ilgilidir.
Bu aslında bir sorumluluk sistemi. Başımıza ne geldiği kadar, onunla ne yaptığımızı da içerir. “Bu benim karmam” demek, bir noktada “bu yaşadığım şeyin sorumluluğunu alıyorum” demeyi gerektirmeli. Fakat kendini dert edinmiş ve spiritüel alanda arayışı süren çoğu yolcu, yolun başında bunu bir kader sistemi gibi algılayıp eylemsizliğin ataletinde yalpalanıp duruyor. Üstelik, zamanla fark ettiğini sandığı bu ‘karma’, çözülmediği için daha çok içsel sıkıntıyla; farkındalık sandığı buhranlarıyla; isyancı olmakla teslimiyet arasında gidip gelen bir ruh haliyle baş başa kalıyor. Bu benin karmam deyip konuyu kapatıyor. Yıllarca çözülmeyen sağlıksız ilişki paternleri, kabullenememek, yargı ve hatta bağımlılıklar… ‘’Bu benim karmam’’ demek, hissetmekten daha kolay çünkü. Özellikle de duygu ağırsa ya da bizi zayıf hissettiriyorsa. Sanki yaşanan şey tanımlanınca mesele bitmiş gibi. Ama öyle olmuyor. Duygular yerinde duruyor. Beden, hala o hafızayı taşıyor. Tepkiler aynı kalıyor.
Spiritüel yola giren birçok kişi, yaşadığı tekrarları bir noktada kolektif açıklamalara bağlama eğiliminde oluyor.
“Çünkü annem de böyleydi”, “Bizim soydan gelen şey bu”
Evet, bazı kalıplar gerçekten atalarla, toplumla, tarihsel bağlamla iç içe geçmiş olabilir.
Ama bazen… hiçbir yere bağlanmaz. Bazen ne annende izini bulursun ne babanda, ne de büyük büyük dedenle açıklayabilirsin.
Bazen öylece karşındadır, ve seninle başlar, seninle biter.

Ayrım yapabilmek önemlidir çünkü, bir durum hem karmik olabilir hem travmatik. Karma travmayı taşıyabilir. Travma da karmanın çözülme alanı olabilir. Önemli olan; neyle çalıştığını bilmek. Çünkü ruhsal teslimiyetin yeri ayrı, duygusal onarımın yeri ayrı. Travmanın içine sıkışmış karma ise tekrar etmeye devam eder.
Karma, daha geniş zamanlı bir öğrenme sürecidir. Ruhun, seçtiği bir temayı farklı boyutlarda deneyimleyerek olgunlaşmasını sağlar. Travma ise bedenin, zihnin ve sinir sisteminin bu yaşamda maruz kaldığı bir şokun, kırılmanın ya da ihmalin bıraktığı izdir.
Karma bilinci, eylemde sorumluluk almaya çağırır.
Travma çalışması ise güvenli bir alanda hissetmeye, fark etmeye ve onarmaya ihtiyaç duyar.
Kişi bunları birbirine karıştırırsa ne olur?
Travmasını “karmam” sanan biri, duygularıyla temas etmek yerine onları rasyonelleştirmeye başlar. Örneğin yıllardır aynı türde toksik ilişkiler yaşayan biri, bunu “karmik bir desen” olarak tanımlayıp tekrar eden terk edilme ya da değersizlik hislerini ruhsal açıklamalarla bastırabilir. Oysa bu kalıplar, çocuklukta birincil bakım verenlerle kurulamayan güvenli bağlanmanın sonucu da olabilir.
Travma genellikle bedensel tepkilerle (gerilme, donma, tetiklenme, kaçınma) ortaya çıkar. Aniden olur, mantıklı açıklamalara dirençlidir. Karma ise çoğu zaman tekrar eden olaylar ve seçimler zinciriyle açığa çıkar. Kişi aynı noktada, aynı şekilde davranmaya devam ettikçe kalıp sabit kalır. Diğer yandan, karmasını “travma” sanan biri ise, kendi içsel etkisini gözden kaçırabilir. Hayatında sürekli benzer krizleri tetikleyen, ama hiç fark etmediği bazı davranış kalıpları vardır. Fakat kişi tüm odak noktasını yalnızca “kendine yapılanlar”a yönelttiğinde, geçmişin yükünü bugünde nasıl taşıdığını göremez. Orada artık ruhsal bir tıkanıklık vardır.
Bazen anlam vermek, hissetmemek için bir yol oluyor. Ve ruhsal açıklamalar, duygusal yüzleşmelerin önüne geçebiliyor.
Travmaların elbette karmik bir boyutu olabilir. Ama bu, o travmanın duygusal yönünü çalışmamız gerekmediği anlamına gelmiyor. Tam tersi. Karma da, travma da, içinden geçilerek çözülüyor. Anlamlandırmak sadece ilk adım. Bu yüzden bu yazı bir “doğru-yanlış” yazısı değil. Daha çok, bir fark etme alanı. Eğer bir şey hayatında tekrar ediyorsa, eğer bazı duygular hep aynı yerden seni yakalıyorsa, belki orada hem geçmişten gelen bir şey vardır, hem de senin şu anda temas etmeye cesaret edemediğin bir şey. Belki de döngü sadece bu yaşamın.
Ayrım yapma gücümüzü ve yüzleşme cesaretimizi kazanmayı diliyorum.
S.
Kaynakça:
- Levine, Peter A. Kaplanı Uyandırmak: Travmayı İyileştirmek . Sistem Yayıncılık
- Besant, Annie. Dharma & Karma. Prometheus Yayınları.

Yorum bırakın