Her gün onlarca karar alıyoruz. Kimi uzun uzun düşünüp tartarak, kimi artısıyla eksisini hesaba katarak. Ama bazıları var ki, neredeyse hiç düşünmeden alınıyor.
İçten gelen, açıklayamadığımız ama güçlü bir netlik taşıyan kararlar bunlar.
“Neden böyle hissettiğimi bilmiyorum ama böyle olması gerekiyor” dedirten anlar var.

Psikoloji ve nörobilim bu durumu, bilinçdışının hızlı işlem gücüne bağlar. Beyin, farkında olmadan binlerce veriyi işler; gözün kenarından gördüğün bir ifade, ses tonundaki çok ince bir titreşim, daha önce deneyimlediğin benzer bir durumu çağrıştıran mikro detaylar… Tüm bunlar bilinçli zihne ulaşmadan önce bir değerlendirme süzgecinden geçer, azen bu süzgeçten çıkan sonuç, “içimden bir ses böyle diyor” şeklinde kendini gösterir. 

Ama sezgiyi sadece bu bilimsel çerçevede anlamak, onun potansiyelini tam kavramak için yeterli olmayabilir. Çünkü sezgi yalnızca zihinsel bir işlem değil; aynı zamanda bir fark ediş biçimi. Buradan sonrası ise biraz daha derin, daha içsel, kimi zaman da sembolik katmanlara açılıyor. Her iç ses deneyimden kaynaklanmaz; bazen açıklanamaz ama gerçek bir yön gösterir gibi hissedilir. Bu noktada bilinçdışıyla kurulan ilişki belirleyici hale gelir. Bilinçdışı, bastırılmış duygularla, çözülmemiş travmalarla, yüzleşilmemiş korkularla doluyken, sezgisel sinyallerin netliği azalır. Gelen her içsel uyarı, aslında kişinin kendi içsel çatışmalarının yankısı olabilir. Ama kişi zamanla kendi bilinçdışı süreçlerine inmeye, o sıkışmaları tanımaya ve çözmeye başladığında, zihnin iç gürültüsü azalır. Böyle bir zihinsel duruluk, sezgi için daha açık bir alan yaratır.

Eğer bir “sezgi” ani kararlar almaya, birilerine hükmetmeye, kendini haklı sanmaya sürüklüyorsa — o büyük ihtimalle bilinçdışının sesidir. Bilinçdışını tanıyan biri, artık sezgiyi bastırılan arzularla, geçmişe takılı yargılarla karıştırmaz. İçten gelen o sinyalin hangi kökten geldiğini daha kolay ayırt eder. Bu da sezgisel açıklığın artması demektir. Artık sadece “bu bana iyi gelmedi” gibi genel hisler değil; yön, derinlik, içerik taşıyan daha nitelikli sezgiler belirmeye başlar.

Bu tür içsel açıklık, rüya diline de yansır. Başlarda rüyalar, kişisel gündemlerle, ilişkilerle, günlük streslerle doludur. Ama zamanla, kişi kendi meselelerini çalıştıkça, rüyalarda daha arketipal, daha kolektif unsurlar görünmeye başlar. Mitolojik imgeler, sembolik yapılar, kolektif temalar belirir. Çünkü artık zihin, yalnızca kendi geçmişiyle meşgul değildir. Kolektif alandan gelen sinyalleri de alabilecek açıklıktadır. Bu durum, yalnızca bireysel dönüşümün değil; aynı zamanda sezgisel kapasitenin büyümesinin de göstergesidir. Kendi zihninin çöplerinden arınmış bir insan, sadece kendisiyle ilgili değil, daha büyük bir bütünle ilgili de “sezebilir” hale gelir. Bu mutlak bir bilme hali değil, ama yönünü kaybetmeden ilerlemeyi sağlayacak kadar güçlü bir iç rehberliktir.

Sezgi, çoğu zaman içsel bir radar gibi çalışır. Ama bu radarın sinyalleri ne kadar sağlıklı alıp verdiği, kişinin içsel duruluğuyla doğrudan ilişkilidir. Yani sezgi doğuştan gelen sabit bir yetenek değil; işlenebilen, arındırılabilen ve geliştirilebilen bir kapasitedir.

Bu yüzden sezgiyle hareket etmek, her zaman onun doğru olduğunu varsaymak anlamına gelmez. Onu duymak kadar, ne söylediğini doğru anlamak da önemlidir. Kendini tanımak, düzenli iç gözlem yapmak, rüyaları izlemek, sembollerle çalışmak, meditasyon ve benzeri pratiklerle sezgisel sinyallerin hangi düzeyden geldiği ayırt edilebilir hale gelir.

Kadim öğretiler, bir şeyin içten duyulabilmesi için önce içeride yer açmak gerektiğini söyler. Sufiler, kalbin gözü ancak içsel temizlikle açılır der. Kabala’da insan, ışığı alacak bir kap gibidir; ama doluysa ışık tutunamaz. Doğu öğretilerinde de zihin sadeleşmeden sezgiye yer yoktur. Hepsi aynı şeye işaret eder: İçerisi ne kadar duruysa, gelen ses o kadar nettir. 

Yine de bir sınır vardır: Bireysel bilinçdışı ne kadar temizlenirse temizlensin, tamamen kolektif içeriğe ulaşmak nadir bir şeydir. Fakat o aralığın açılması bile yeterlidir. Çünkü artık gelen şey yalnızca “ben”e ait değildir. Bir yerden sonra kişi, kendi kişisel zihninin ötesine geçer ve orada, o büyük bilinmeyenin yankısı duyulmaya başlar.

Işıkla…

S.

Yorum bırakın

Merhaba,

Bu alan, psikolojiye, dönüşüme ve bireyleşme sürecine ilgi duyanlar için Psikolojik Danışman Seda Bilgin tarafından oluşturuldu. Yazılar; gölgeyle temas, kendilik arayışı, bedensel farkındalık, sezgi ve içgörü temelli bakışlar içerir.

İletişim