Gölgeyle Temas

İnsan kendini tanımaya karar verdiğinde, çoğu zaman kendi hikâyesinin baş kahramanı olduğunu sanır. Oysa tanışmamız gereken çokça figür vardır: bastırılanlar, inkar edilenler, farkında olunmayanlar… Gölgeyle yüzleşmek, karanlıkla bir savaş değil; onunla göz hizasında, sessiz bir oturuştur. Ve belki de asıl dönüşüm, tam da o oturuşla başlar. Görmezden geldikçe, ışığı gölgeye tutmadıkça bilinçli yaşamımızın tümünde çelişkiler, gerilimler olarak ortaya çıkar.

Gölgeyi farketmenin en iyi yolu hayatımızın çatışma anlarıdır. Yıllar içinde büyürken ego ile persona biçim kazanır ve gölge ayrışıp bastırılır. Örneğin, kendini “daima anlayışlı” biri olarak gören birinin, sabırsız ya da sert birini görünce içten içe yükselen öfkesine bak. O öfke, karşısındaki kişiye değil, kendi gölgesine duyduğu tepkidir. Aslında “ben asla öyle değilim” dediğimiz anlar, çoğu zaman “ben de öyle olabilirdim” diyemediğimiz yerlerdir. Gölge bastırılsa da kişiliğin bir parçasıdır. Yalnızca bastırılmış dürtüler değil bilincin reddettiği değerlerdir de.

Gölge egoyu ebeveynlere ait kompeksilerin yasakladığı yerlere davet edebilecek hayati bir kaynaktır. Anne babanın içimizdeki sesleri aracılığıyla yaşayabilir. Bireysel gölgeden farklı bir gölge arketipi de mevcuttur. Belki bir gün arketiplerden de konuşuruz, o ‘arketipsel gölge’ ile asla bütünleşemeyeceğimiz için dehşete düşürmemelidir.

Gölge genelde bedenlerimizle ilişki kurma biçimimizle bağlantılıdır. İlk utanç deneyimleri bedenimizden kaynaklanır. Gölgeyle bütünleşmek için bedenlerimizle ilişkimizi şifalandırmak gerekir. Örneğin ergenliğinde çok terlediği için utanç duyan biri, yetişkinliğinde “aşırı kontrollü” ya da “duyarsız” görünmeye çalışabilir. Bu aslında bedenin eski izlerini örtme çabasıdır. Gölgeyle bütünleşmek, bazen önce o teri affetmeyi; yani bedenle yeniden, şefkatli bir ilişki kurmayı gerektirir. Başka bir örnekle gölgede kalan suçluluk duyguları bedenlerinde yeme bozuklukları beden algıları vb. şekilde ortaya çıkabilir.

Gölgeyle tanışırken mizah önemlidir. Komik bulmadığımız hatta daha çok bizi sinirlendiren ve tepki gösterdiğimiz şakalar, espriler gölgeyi barındırır. Mizah duygusunun olmaması gölgeyle bağlantıda olmadığımızı, hoş veya saygıdeğer görünme ihtiyacımızın güçlü olduğu anlamına gelir ki o da personanın meselesi… Mizah; utancı, bastırılmış korkuların enerjisini hafifletir. Dindarlığımız, cinselliğimiz, finansal davranışımız aracılığıyla da gölgeyi dışa vurabiliriz. Kişinin olmak istemediği şeydir. Geçmiş pişmanlıklar ve zorlandığımız acı durumlarla mücadele etmektir gölgeyle çalışmak. Ahlaki ikilemdir ama tamamen ahlak dışı olan da değildir.

Gölge kendimizi haklı çıkartarak günah keçisi bulup kendimizin kurtulmasını sağlayacak arketipsel güçtür.

Doğru soru: Şu an gölgem nerede?

Gölge farkındalığı arttıkça, rüya figürleri daha belirgin hale gelir. Rüyalarımızda gölge kendi cinsiyetimizdedir. Bazen bir hayvan, bazen bir yabancı, bazen de tanımadığımız ama garip bir şekilde tanıdık gelen biri olur. Bu figürlerin yalnızca analiz edilmesi değil, bilince entegre edilmeleri önemlidir. Çünkü gölgeyle yüzleşmek sadece görmek değil, onu hayatın parçası hâline getirmektir.

James Hillman, gölgeyle çalışmayı bir sevgi meselesi olarak tanımlar. Eğer kendine gerçekten sevgi duyabiliyorsan, gölge yavaş yavaş çözülür, katı halinden çıkıp akışa karışır.

Bu, teslimiyettir…. Zorlamadan, hızlandırmadan.
Sadece olup bitene yer açarak.
Ve bazen, yapabileceğimiz en onarıcı şey, tam da budur.

Gölgeyle tanışma egzersizlerinde buluşmak üzere,

Işıkla…

S.

Yorum bırakın

Merhaba,

Bu alan, psikolojiye, dönüşüme ve bireyleşme sürecine ilgi duyanlar için Psikolojik Danışman Seda Bilgin tarafından oluşturuldu. Yazılar; gölgeyle temas, kendilik arayışı, bedensel farkındalık, sezgi ve içgörü temelli bakışlar içerir.

İletişim